ABD'nin Tennessee eyaletinde, karizmatik Hristiyan akımına mensup bir kilise, bölgedeki şeytani etkilerle mücadele etmek için ruhani bir savaş başlattı. 'The Well' adlı kilise, karşısındaki kütüphane ve kafeyi şeytanın hakimiyetinin dışavurumu olarak görüyor.
Kilise, 2016 yılında Mike Brewer ve eşi Andrea Brewer tarafından kuruldu. Liderler, kendilerini 'ruhani savaşçılar' olarak tanımlıyor ve bölgeyi büyü ile şeytani faaliyetlerden temizlemekle görevlendirildiklerini öne sürüyor. Kilisede geleneksel ayinler yerine yüksek sesli müzik, loş ışıklar ve duygusal ritüeller dikkat çekiyor.
Her perşembe akşamı düzenlenen 'kurtuluş' seanslarında, şeytani etki altında olduğuna inanılan kişilerden kötü ruhların kovulması amaçlanıyor. Kilise ayrıca 'stratejik ruhani savaş' konseptiyle, şeytanların coğrafi ve kurumsal nüfuzunu dua yoluyla kırmaya çalışıyor.
Kütüphane ve kafe hedef alındı
Kilise liderleri, şeytani etkinin merkezinin pagan bir tapınak değil, tam karşılarındaki kütüphane ile kafe olduğu sonucuna vardı. Bu mekanlarda düzenlenen LGBTİ+ etkinlikleri ve Demokrat Parti toplantıları, Lilith adlı şeytanın bölge üzerindeki hakimiyetinin işareti olarak yorumlandı.
Üyeler, kütüphane çevresinde toplu yürüyüşler düzenleyerek dualarının şeytanları kovduğuna inandı. Kilise ayrıca, eski bir yerel yasayı keşfederek kiliseye bin fit mesafede kabare tarzı gösterilerin yasak olduğunu savcılığa, polise ve yerel yetkililere iletti.
ABD'de yükselen bir akım
Maryville'deki bu olaylar, karizmatik akımın ABD Hristiyanlığı içindeki artan etkisinin bir yansıması. Geleneksel Protestan kiliseleri üye kaybederken, milyonlarca Amerikalı 'ruhani savaş' fikrine sahip bağımsız kiliselere yöneliyor.
Denison Üniversitesi'nden Paul Goble'ın 2024 anketine göre, Amerikalı Hristiyanların yaklaşık %61'i günümüzde elçi ve peygamberlerin var olduğuna inanıyor. Aralık 2025'te yayınlanan bir başka ankete göre ise Evanjelik Hristiyanların %59'u, kiliselerin yüksek rütbeli şeytanları bölgelerden çıkarmak için dua kampanyaları düzenlemesini destekliyor.
Uzmanlar, bu tür bir söylemin siyasi ve kültürel muhaliflere yönelik düşmanlığı meşrulaştıran bir araca dönüşebileceğini belirtiyor.