Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, ülkenin resmi tarih anlatısını kökten değiştirerek kendisini önceki liderlerden bağımsız bir konuma yerleştirdi. Çinli yazar ve araştırmacı Ding Yuen, Foreign Policy dergisindeki makalesinde bu değişimin, Çin'in ABD ile küresel rekabet bağlamında yeni bir stratejik yönelime girdiğinin işareti olduğunu öne sürdü.
Yuen'e göre, Xi Jinping 1 Temmuz'da Çin Komünist Partisi'nin 105. kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada, partinin tarihini dört aşamaya ayırdı: devrim, inşa, reform ve "yeni dönem". Bu sınıflandırma, Xi'nin 2012'de iktidara gelmesiyle başlayan dönemi, Deng Xiaoping'in 1978'de başlattığı reform döneminden resmen ayırıyor.
Makalede, bu ayrımın derin siyasi anlamlar taşıdığı belirtiliyor. Daha önce reform sürecinin devam eden bir aşama olarak görüldüğünü hatırlatan Yuen, "yeni dönem"in bağımsız bir aşama olarak ilan edilmesinin, reform döneminin resmen sona erdiği anlamına geldiğini vurguluyor.
Çin Komünist Partisi içindeki tarihsel dönemlendirmenin, siyasi meşruiyetin dağılımıyla yakından ilgili olduğu ifade ediliyor. Mao Zedong devrim ve devlet inşası aşamalarıyla özdeşleşirken, reform dönemi Deng Xiaoping ile birlikte anılıyor; bu miras, ekonomik açılımı derinleştiren eski liderler Jiang Zemin ve Hu Jintao tarafından da paylaşılıyor.
Ding Yuen, Xi'nin doğrudan Mao ile rekabet etmek yerine Deng'in mirasını aşmaya odaklandığını savunuyor. "Deng 'Çin nasıl zengin olur?' sorusuna cevap verdiyse, Xi de 'Çin nasıl güçlü olur?' sorusunun cevabını veren kişi olarak kendini sunuyor" diyen yazar, güç ve ulusal güvenliğin devlet önceliklerinin başına yerleştirildiğine dikkat çekiyor.
Yazara göre, reform döneminin sona erdiğinin ilan edilmesi, reform söyleminin tamamen terk edildiği anlamına gelmiyor. Çin liderliği hâlâ reformları derinleştirme planları ortaya koysa da, reform artık başlı başına bir siyasi değer ya da tarihsel bir dönemin adı olmaktan çıkmış, Xi'nin belirlediği "yeni dönem" hedeflerine hizmet eden bir araca dönüşmüş durumda.
Deng dönemi reformları ekonomiyi ve toplumu siyasetin baskısından kademeli olarak kurtarmayı, dünyaya açılmayı ve Batı deneyimlerinden yararlanmayı teşvik ederken; Xi'nin reformları ulusal güvenlik, parti liderliği, kendi kendine yeterlilik ve Çin modernizasyonunu ön plana çıkarıyor, parti ve devletin ekonomi ile toplum üzerindeki kontrolünü artırıyor.
Bu dönüşüm resmi söyleme de yansıyor. "Zihinleri özgürleştirmek", "dünyaya açılmak" ve "bazı insanların önce zengin olmasına izin vermek" gibi sloganların yerini, "partinin kapsamlı liderliği", "güvenlik", "mücadele", "kendine güven", "ortak refah" ve "Doğu'nun yükselişi, Batı'nın gerilemesi" gibi kavramlar aldı.
Ding Yuen, Çin'in "reform" kelimesinden vazgeçmediğini ancak anlamını kökten değiştirdiğini belirtiyor. Ona göre, onlarca yıl boyunca iktidardaki partinin meşruiyetinin temelini oluşturan reform, artık Çin'in bugününü ve geleceğini belirlemiyor; "yeni dönem"in önceliklerine tabi hale gelmiş bulunuyor.