Dave Eggers, yeni romanı Contrapposto ile sanat üretme tutkusunu, bu tutkunun günlük hayattaki karşılığını ve sanat dünyasında ayakta kalma mücadelesini merkeze taşıdı. Roman, sanatın gizemi ile pratiği arasında gidip gelen uzun soluklu bir hikâye kuruyor.
Eserde Cricket ve Olympia, Indiana’nın kuzeybatısındaki bir kasabada ilkokul çağında tanışıyor. Cricket iki başlı ejderhalar ve uzay gemileri çizerken, Olympia onu okul bahçesine küfürlü yazılarla müdahale etmeye yönlendiriyor.
İkili, yaklaşık 65 yıl boyunca birbirine yeniden yeniden yaklaşan bir dostluk ve aşk hattında ilerliyor. Birlikte Indiana’daki kamu üniversitesinde sanat eğitimi alıyorlar; Cricket akademideki eğilimlere karşı dururken Olympia, onu Chicago’da bir sanat galerisi stajından kurtarıyor.
Eggers, romanın bir bölümünü Türkiye’nin kıyı kentlerinden biri olan Aliya’da kuruyor. Cricket burada yıllarca eski kruvaziyer gemilerini söküp değerlendirirken, Olympia onu bulup üniversiteden sınıf arkadaşları Kyle Heaney için çalışmaya ikna ediyor.
Kyle Heaney’nin atölyesi, onlarca çalışanın yer aldığı, sanatın bir tür üretim hattına dönüştüğü bir düzen olarak anlatılıyor. Ardından hikâye Phuket’e uzanıyor; Cricket burada Guernica gibi simge tabloların kopyalarını yapıyor, dükkânda Kahlo tişörtleri ve Haring havluları da satılıyor.
Olympia ise zaman zaman yıllarca ortadan kayboluyor. Buna rağmen ikilinin dedikodular, teorik tartışmalar, kahkahalar ve yeniden alevlenen çekimle beslenen ilişkisi sürüyor.
Eggers, kitapta kendi görsel sanat deneyiminin de izlerinin bulunduğunu anlattı. Genç yaşta klasik resim eğitimi aldığını, on beş yıl sonra yeniden çizmeye başladığını ve eserlerinin yıllardır satıldığını söyledi.
Yazarın daha önce 2010’da San Francisco’daki Electric Works’te David Byrne ile ortak bir sergi açtığı, 2017’de ise Ungrateful Mammals adlı kitabının yayımlandığı da aktarıldı. Eggers, sanat dünyasının iş tarafına dair bilgisinin ise hem kendi deneyimlerinden hem de sanatçı dostlarından geldiğini söyledi.
Röportajda sanat ve ticaret arasındaki dengeye de değinen Eggers, genç bir sanatçının hem üretmeyi sürdürebilmesi hem de geçimini sağlayabilmesi gerektiğini vurguladı. Ona göre asıl mesele, çalışmayı yalnızlığa ya da bir üretim fabrikasına dönüştürmeden ölçüsünü koruyabilmek.
Eggers ayrıca ilk kez tarihi kurgu denediğini, 1915’te San Francisco’daki Pan-Pasifik Uluslararası Fuarı’nda geçen kısa bir hikâye üzerinde çalıştığını söyledi. Bu hikâyede, yıkılan güzelliği korumaya çalışan bir karakteri merkezine aldığını belirtti.
Contrapposto, Eggers’ın sanat, dostluk, emek ve piyasa arasındaki gerilimi uzun bir kurgu içinde yeniden düşünme girişimi olarak öne çıkıyor.