Itamar Ben-Gvir’in işgal altındaki Doğu Kudüs’te yer alan Mescid-i Aksa külliyesine polis korumasıyla yaptığı ziyaret, Ürdün, Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan’ın tepkisine yol açtı. Ziyaret sırasında bir grup Yahudi de İsrail polisi eşliğinde külliyeye girdi.
Dört ülkenin dışişleri makamları, bu girişleri Kudüs’teki tarihi ve hukuki statükonun ihlali olarak niteledi ve uluslararası hukuk ile uluslararası insancıl hukuk bakımından değerlendirmelerde bulundu.

Ürdün statükonun korunmasını istedi
Ürdün Dışişleri Bakanlığı, Ben-Gvir’in ziyaretini Mescid-i Aksa’daki mevcut tarihi ve hukuki statükonun "açık bir ihlali" ve kutsal mekâna yönelik "saygısızlık" olarak tanımladı. Bakanlık, İsrailli bakan ve yetkililerin Yahudi gruplarla birlikte gerçekleştirdiği ziyaretleri ve bu girişimlerin İsrail polisi tarafından kolaylaştırılmasını kesin biçimde reddetti.
Bakanlık, uygulamaların uluslararası hukuk ile uluslararası insancıl hukuku açıkça ihlal ettiğini belirterek Mescid-i Aksa’da yeni gerçeklikler oluşturulmasına ve ibadethanenin zamansal ya da mekânsal olarak bölünmesine karşı uyarıda bulundu.
Ürdün ayrıca İsrail’in işgal altındaki Kudüs ile kentteki Müslüman ve Hristiyanlara ait kutsal mekânlar üzerinde egemenliği bulunmadığını savundu. Uluslararası topluma İsrail’e yönelik baskıyı artırma ve ihlalleri durdurma çağrısı yaptı.
Ürdün Dışişleri Bakanlığı, 144 dönümlük Mescid-i Aksa külliyesinin tamamının Müslümanlara ait bir ibadet alanı olduğunu yineledi. Külliyenin yönetiminden ve girişlerden sorumlu tek yasal makamın, Ürdün Evkaf, İslami İşler ve Kutsal Mekânlar Bakanlığına bağlı Kudüs İslami Vakfı olduğu belirtildi.
Kuveyt ve Katar ihlallere karşı adım istedi
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, Ben-Gvir’in bir grup Yahudiyle birlikte polis koruması altında gerçekleştirdiği ziyareti uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukukun "açık ihlali" olarak değerlendirdi. Bakanlık, eylemi provokatif olarak niteleyerek ihlallerin sona erdirilmesi için uluslararası adım atılması çağrısında bulundu.
Kuveyt, Filistinlilerin haklarına desteğini yinelerken 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını da desteklediğini açıkladı.
Katar Dışişleri Bakanlığı ise ziyareti "açık bir ihlal" ve dünya genelindeki milyonlarca Müslümanın duygularına yönelik kabul edilemez bir provokasyon olarak niteledi. Bakanlık, Kudüs ve kutsal mekânlardaki tarihi ve hukuki statükoyu hedef alan tek taraflı uygulamaların uluslararası hukuk açısından geçersiz olduğunu ifade etti.
Katar, devam eden provokasyonların daha fazla şiddeti tetikleyebileceği ve bölgesel istikrarı zayıflatabileceği uyarısında bulundu.

Suudi Arabistan’dan kınama
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı da ziyareti en güçlü ifadelerle kınadı ve eylemi Müslümanlar açısından provokasyon olarak değerlendirdi. Bakanlık, İsrailli yetkililerin provokatif ve hukuka aykırı uygulamalarını reddetti.
Riyad yönetimi, uluslararası topluma uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuka yönelik ihlalleri durdurma sorumluluğunu yerine getirme çağrısı yaptı.
Bu açıklamalardan önce 992 İsraillinin, Yahudiliğin önemli dini günlerinden Yom Kippur öncesinde Mescid-i Aksa külliyesine girdiği bildirildi. Filistinli ve Ürdünlü makamlar daha önce de külliyedeki statükonun değiştirilmesi veya ibadet alanının zamansal ve mekânsal olarak bölünmesi girişimlerine karşı uyarıda bulunmuştu.
Benzer ziyaretlerin son yıllarda, özellikle Yahudi bayramları sırasında arttığı belirtildi.
Hamas Netanyahu’nun girişini kınadı
Hamas, ayrı bir açıklamayla İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İslami kutsal mekâna girişini kınadı. Grup, Netanyahu’nun Mescid-i Aksa’nın altındaki tünel ve kazı alanlarıyla Burak Duvarı’na, provokatif açıklamaların eşlik ettiği bir ziyaret gerçekleştirdiğini savundu.
Hamas, bu girişimin Mescid-i Aksa’nın kimliği ve statüsüne yönelik "açık bir saldırı" olduğunu ileri sürdü. Grup, avlular, namaz kılınan bölümler, duvarlar ve kapılar dahil külliyenin tamamının yalnızca İslami bir cami olarak kalacağını belirtti.
Hamas ayrıca kazılar, girişler, dini ritüeller ve kutsal mekâna ilişkin İncil merkezli bir anlatının dayatılması girişimlerinin Mescid-i Aksa’nın kimliğini değiştiremeyeceğini ve mekânın unsurlarını ortadan kaldıramayacağını ifade etti.