Libya'da siyasi ve kurumsal bölünmüşlük devam ederken, Washington'un ülkedeki kurumları yeniden birleştirme yönündeki son hamleleri, krizin çözümü yerine rakip ailelerin iktidarını pekiştirebileceği endişelerine yol açıyor.
İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House'un Orta Doğu ve Kuzey Afrika programında araştırmacı olan Tim Eaton, Foreign Policy'de yayımlanan analizinde, ABD'nin emekli general Halife Haftar'ın oğlu Saddam Haftar'ı ağırlamasını ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüştürmesini önemli bir siyasi gelişme olarak nitelendirdi.
Eaton, bu adımların Washington'ın, Haftar ve Dibeybe aileleri arasında bir güç paylaşımını meşrulaştırma yolunda ilerleyip ilerlemediği sorusunu gündeme getirdiğini yazdı.
Analizde, Trump yönetiminin hedefini "birleşik bir hükümet ve tüm kurumların birleştirilmesi" olarak açıkladığı, ancak pratikte önerilen formülün, Dibeybe ailesine hükümet başkanlığını, Haftar ailesine ise başkanlık konseyinin liderliğini verdiğine dikkat çekildi.
Bu düzenlemenin, seçimler ve gerçek bir siyasi geçişin önünü açmak yerine iki ailenin nüfuzunu kurumsallaştırabileceği vurgulandı.
Geçiş dönemi mi, kalıcı güç mü?
Foreign Policy, söz konusu planın Birleşmiş Milletler himayesindeki yol haritasını destekleyen bir geçiş dönemi olarak sunulduğunu, ancak analistlere göre asıl ihtimalin Dibeybe ve Haftar'ın konumlarını kalıcı hale getirmeye çalışmaları olduğunu belirtti.
Bu senaryonun, Libyalıların siyasi değişim umutlarını sona erdireceği ve aileler arasındaki rekabeti devlet kurumları içine taşıyacağı kaydedildi.
Makalede, 2011'den bu yana süren Libya krizinin seyrine de değinilirken, ülkenin doğusu ve batısında birbirine rakip iki hükümetin varlığını sürdürdüğü, 2021'de yapılması planlanan seçimlerinse akamete uğradığı hatırlatıldı.
Bu süreçte Haftar ve Dibeybe ailelerinin devlet kurumları ve mali kaynaklar üzerindeki kontrollerini artırdığına işaret edildi.
Analize konu olan ve ismi açıklanmayan kaynaklara dayandırılan bilgilere göre, önerilen anlaşma Saddam Haftar'a başkanlık konseyi başkanlığını ve buna bağlı olarak silahlı kuvvetlerin başkomutanlığı yetkisini veriyor.
Bu durumun, Haftar güçlerinin Libya'nın batısına doğru nüfuzunu genişletmesine kapı aralayabileceği, ancak 2019-2020 yılları arasında Trablus'u ele geçirme girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığı anımsatıldı.
Eaton, Haftar ve oğlunun geçmiş performansının gerçek bir güç paylaşımına hazır olduklarına dair güven vermediğini belirterek, Saddam Haftar'ın bu yeni pozisyonu "devletin tam kontrolü için bir platform" olarak görebileceğini, Dibeybe ailesinin ise rakiplerinin askeri etkisini dizginleyecek garantiler olmadan hükümet başkanlığını sürdürmekle yetinmeyeceğini öngördü.
ABD'nin girişimi, Washington'ın 2014'ten bu yana ilk kez 30,1 milyar dolarlık birleşik bir bütçenin kabulüne aracılık etmesinin ardından geldi. Bu, yıllarca süren tıkanıklığın ardından önemli bir diplomatik başarı olarak değerlendiriliyor.
Ancak Foreign Policy, bütçenin uygulanmasının hâlâ ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu ve yeni bir hükümet kurmaktansa bu bütçenin daha etkili bir baskı aracı olabileceğini yazdı.
ABD'nin elinde dolar erişimine kısıtlama getirme veya taahhütlerini yerine getirmeyen nüfuzlu isimlere bireysel yaptırım uygulama gibi gerçek baskı araçları bulunduğu vurgulanan analizde, bu araçların aileler arası bir siyasi anlaşmayla yetinmektense kurumsal reformları dayatmak için kullanılması çağrısı yapıldı.
Ekonomik çıkarlar ve Chevron faktörü
Trump yönetiminin Libya'ya aynı zamanda ekonomik çıkarlar penceresinden baktığı, özellikle petrol sektöründe Amerikan şirketlerinin varlığını artırmayı hedeflediği belirtiliyor.
ABD'nin Libya Özel Temsilcisi Massad Boulos'un yatırım fırsatlarından açıkça söz ettiği ve Chevron'un Libya pazarına dönüşüne katkı sağladığı kaydedilen makalede, bu yatırımların başarısı için öncelikle ekonomik yönetişimin iyileştirilmesi ve mali disiplinin sağlanması gerektiğine dikkat çekildi.
Eaton, Dibeybe ve Haftar arasında kurulacak ortak bir hükümetin acil baskıları hafifletse de krizi çözmeyeceğini, çatışmayı devlet kurumlarının içine taşıyacağını ve kurumların bağımsızlığını aşındıracağını ifade etti.
Washington'ın Afganistan'da Hamid Karzai ve Irak'ta Nuri El Maliki gibi nüfuzlu isimleri destekleme deneyimlerine atıfta bulunan Eaton, "kurumları inşa etmek yerine bireylerin yönetimine bel bağlamanın başarısızlığa mahkum olduğunu" vurguladı.
Analist, "bir anlaşmaya varamamak, ailelerin iktidarını Libya'nın geleceği pahasına kalıcılaştıracak kötü bir anlaşmadan daha iyi olabilir" değerlendirmesinde bulundu.