ABD, İran destekli Husi grubunun Kızıldeniz’de İsrail’e ait olduğu belirtilen gemileri hedef alacağını açıklamasının ardından seyrüsefer özgürlüğünü savunan bir mesaj verdi. Grup, Kızıldeniz’deki İsrail bağlantılı deniz trafiğine "tam ve toplam yasak" getirdiğini duyurdu.
Husi sözcüsü Yahya Seri, İsrail’e ait olduğu belirtilen gemileri Kızıldeniz’de meşru hedef saydıklarını söyledi. Açıklama, Orta Doğu’dan Asya’ya uzanan deniz taşımacılığı açısından kritik önemdeki su yolunda gerilimi yeniden artırdı.
Washington’dan yanıt
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, İran ve Husi vekillerinin attığı adımları kabul edilemez olarak niteledi. Sözcü, bu tür hamlelerin küresel tedarik zincirlerini daha fazla bozduğunu ve Washington’ın ortaklarıyla birlikte Kızıldeniz ile Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünü korumak için çalışmayı sürdüreceğini belirtti.
Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı, Orta Doğu petrolünün Asya’ya taşınmasında önemli bir rota olarak görülüyor. Bu nedenle bölgede yaşanacak bir kesinti, enerji sevkiyatını ve küresel ticareti doğrudan etkileyebilecek bir risk olarak öne çıkıyor.
Uzmanlar tırmanma riskine dikkat çekti
Güvenlik uzmanı Edmund Fitton-Brown, Husilerin şimdilik sert söylemle hareket ettiğini söyledi. Eski Birleşik Krallık’ın Yemen büyükelçisi olan Fitton-Brown, bu hamlelerin ABD kamuoyundaki hassasiyeti ve piyasa dalgalanmalarını kullanmayı amaçladığını değerlendirdi.
Fitton-Brown’a göre, ABD ile İsrail arasındaki koordinasyonun sürmesi ve İran’ın provokatif adımlarını artırması, bu girişimlerin beklenen sonucu vermesini zorlaştırıyor. Ancak Husi grubunun Kızıldeniz’deki gemilere karşı saldırılarını tam yoğunlukla yeniden başlatması halinde uluslararası öfkenin büyüyebileceğini, bunun da Sana ve Hudeyde’ye dönük İsrail ve ABD saldırılarını tetikleyebileceğini söyledi.
Uzman, böyle bir senaryoda daha geniş bir çatışma ihtimalinin de doğabileceğini, ancak askeri üstünlüğün ABD ve müttefikleri lehine olacağını ifade etti.
Etiyopya faktörü
Haberde, Kızıldeniz hattındaki gelişmelerin Afrika Boynuzu’na da baskı oluşturduğu belirtildi. Bölgenin en kalabalık ülkesi olan Etiyopya’nın, denize kıyısı olmamasına rağmen ABD için önemli bir terörle mücadele ortağı olarak öne çıktığı ifade edildi.
Addis Ababa merkezli araştırmacı Blen M. Diriba, Etiyopya’nın Kızıldeniz koridoruna yakın konumu nedeniyle stratejik bir denge unsuru olduğunu söyledi. Diriba, İran’dan Sudan’a uzanan etki alanının Afrika Boynuzu’nu da içine alan bir güvenlik hattı oluşturduğunu ve Etiyopya’nın bu baskı kuşağının merkezinde yer aldığını vurguladı.
Diriba ayrıca Etiyopya’nın, Kızıldeniz’deki deniz trafiği aksaklıkları ile Somali’deki El Şebab tehdidinin kesiştiği bir güvenlik kuşağında bulunduğunu belirtti. Ona göre ülkenin istikrarı, bu tehditlerin genişleyip genişlemeyeceğini belirleyen başlıca unsurlardan biri.
İran’la temaslara ilişkin temkinli değerlendirmeler
Fitton-Brown, İran’ın Etiyopya’ya iç çatışmalarında drone desteği ve askeri yardım sağladığını öne sürdü. Ancak bu tür değerlendirmeler kaynak haberde uzman görüşü olarak yer aldı; doğrulanmış resmi bir kanıt sunulmadı.
Diriba ise Etiyopya’nın İran’la ilişkisini bir yakınlık değil, stratejik dikkat olarak tanımladı. Ona göre Addis Ababa, bir yandan Washington’la güvenlik ortaklığını sürdürürken, diğer yandan Tahran’la da diplomatik kanalları açık tutarak hareket alanını korumaya çalışıyor.
Fitton-Brown ayrıca ABD ile Etiyopya ilişkilerinin özellikle terörle mücadele alanında iyi olduğunu söyledi. İki ülkenin Somaliland’ı tanımadan, ancak bölgedeki çıkarlarını gözeterek kullandığını da ekledi.