Emekli ABD Kara Kuvvetleri Yarbayı Karen Kwiatkowski, ABD’nin dış politikasını, İran ve Ukrayna’daki çatışmaları ve uluslararası düzende değişen güç dengelerini değerlendirdi. Kwiatkowski, Washington’un askeri gücü dış etkisini korumak için temel araç olarak görmeyi sürdürdüğünü söyledi.
Kwiatkowski’ye göre ABD, uzun yıllardır karşılaştığı sorunlara askeri baskıyla yanıt veriyor. Bu yaklaşımın etkisinin zayıfladığını, buna rağmen siyasi çevrelerin hâlâ aynı yönteme yaslandığını belirtti.
İran ve Ukrayna aynı stratejinin parçası
Kwiatkowski, İran ve Ukrayna dosyalarının birbirinden kopuk olmadığını, daha geniş bir çabanın parçası olarak okunması gerektiğini ifade etti. Ona göre Washington, yükselen güç merkezlerinin zorladığı uluslararası düzeni korumaya çalışıyor.
Eski subay, ABD’nin Ukrayna’dan çekilerek yükü Avrupa’ya bırakmakta olduğu yönündeki görüşe de katılmadığını söyledi. Askeri ekipman, istihbarat desteği, gözetleme kapasitesi ve lojistik yardımların Ukrayna’ya akmaya devam ettiğini vurguladı.
Kwiatkowski, Starlink gibi sistemlerin de Ukrayna’nın savaş altyapısının bir parçası haline geldiğini belirtti. ABD’nin bazı maliyetleri azaltmaya çalışabileceğini ancak projeyi terk etmediğini ve stratejik olarak sürecin içinde kaldığını dile getirdi.
İran’a yönelik beklentilerin gerçekçi olmadığını söyledi
Kwiatkowski, Amerikan yetkililerin yıllar boyunca İran’ın askeri üstünlükle hızla etkisiz hale getirilebileceğini varsaydığını, ancak bunun gerçekçi olmadığını söyledi. İran’ın coğrafyası, nüfusu, askeri kapasitesi ve siyasal yapısının onu konvansiyonel yöntemlerle yenmeyi son derece zorlaştırdığını kaydetti.
Hava gücünün tek başına siyasi hedefleri gerçekleştiremeyeceğini, geniş çaplı bir kara saldırısının ise çok yüksek maliyet yaratacağını ifade etti. Bu nedenle İran’ın kısa sürede bastırılabileceği iddialarının ciddi askeri analizlere dayanmadığını savundu.
İsrail etkisi ve Basra Körfezi hesabı
Kwiatkowski, İran konusunda askeri uzmanlardan çok siyasi ve ideolojik aktörlerin baskı kurduğunu belirtti. ABD siyasetinde İsrail’in güvenlik kaygılarının ve İsrail yanlısı siyasi ağların İran politikasını şekillendirmede önemli rol oynadığını söyledi.
Bu yaklaşımın hedefinin İran’ı işgal etmekten çok, onu zayıflatmak, tecrit etmek ve ekonomik ile siyasi baskı altında tutmak olduğunu dile getirdi. Körfez’deki kritik geçiş hattı olan Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek kesintilerin de yıllardır hesaplandığını aktardı.
Kwiatkowski, böyle bir senaryonun küresel enerji piyasaları açısından taşıdığı önemin baştan beri bilindiğini söyledi. Asıl sorunun, bu risklerin neden kabul edilebilir görüldüğü olduğunu vurguladı.
Ukrayna desteği Rusya ile büyük rekabetin parçası
Kwiatkowski, Ukrayna’ya verilen desteğin yalnızca Ukrayna ile ilgili olmadığını, Rusya’ya yönelik daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu söyledi. Washington’daki etkili çevrelerin Rusya’yı sınırlanması ve zayıflatılması gereken bir rakip olarak gördüğünü ifade etti.
İran, Rusya ve Çin’in çoğu zaman ABD’nin küresel etkisine dönük ortak bir meydan okuma olarak görüldüğünü belirtti. Bu nedenle Ukrayna’ya verilen desteğin, Amerikan üstünlüğünü koruma hedefiyle bağlantılı olduğunu savundu.
Ukrayna için "Doğu Avrupa’nın İsrail’i" benzetmesi
Kwiatkowski, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Ukrayna’yı "Doğu Avrupa’nın İsrail’i"ne dönüştürme sözünü de yorumladı. Bu yaklaşımın, toplumun büyük bölümünü savunma ve güvenlik etrafında örgütleyen yüksek militarize bir modele işaret ettiğini söyledi.
Böyle bir modelin sürekli seferberlik gerektirdiğini ve uzun vadede toplumun kalıcı bir çatışma hali etrafında şekillenme riskini taşıdığını ifade etti. Bunun Ukrayna’ya istikrar getirip getirmeyeceğinin açık bir soru olduğunu belirtti.
Savaş sanayisi ve kurumların işleyişi
Kwiatkowski, son çatışmaların gelişmiş askeri teknolojileri denemek için kullanıldığı yönündeki soruya da yanıt verdi. Karar mekanizmasının siyasi liderler, askeri kurumlar ve savunma şirketleri arasında yakın bir ilişkiyle işlediğini söyledi.
ABD dış politikasında askeri-endüstriyel kompleksin etkisinin kalıcı olduğunu belirten Kwiatkowski, savunma şirketlerinin çatışmalardan kazanç sağladığını, hükümetlerin stratejik avantaj aradığını ve askeri kurumların daha fazla kaynak ile yeni görev alanı elde ettiğini ifade etti.
Kurumsal yapının hiyerarşi ve itaat üzerine kurulduğunu, bu nedenle bireysel itirazların mümkün olsa da nadir kaldığını söyledi. Karar alındıktan sonra devlet mekanizmasının genellikle aynı yönde ilerlediğini dile getirdi.
Çok kutuplu düzen vurgusu
Kwiatkowski, baskı altındaki ülkelerin direnç göstererek ve uyum sağlayarak yollarını bulabileceğini söyledi. Batı merkezli finans sistemlerine bağımlılığı azaltma, ekonomik ortaklıkları çeşitlendirme ve yeni uluslararası işbirliği arayışlarının güç kazandığını belirtti.
Bu gelişmeleri daha çok kutuplu bir dünyaya geçişin işaretleri olarak yorumladı. Ona göre bu süreç başladı ve onu tersine çevirmeye yönelik girişimlere rağmen sürecek.
İran ile ABD arasında yeni bir gerilim yaşanması halinde İran’ın bazı avantajlara sahip olacağını da söyledi. İran’ın kendi bölgesinde savaşması, iç destekten yararlanması ve yerel stratejik koşulları iyi tanıması nedeniyle daha güçlü bir konumda olabileceğini ifade etti.
ABD’nin ise yine evinden uzakta ve aynı anda birden fazla yükümlülükle karşı karşıya kalacağını belirtti. En büyük tehlikenin askeri zayıflık değil, siyasi liderlerin stratejik gerçekleri kabul etmek yerine tırmanmayı tercih etmesi olduğunu söyledi.