Steven Spielberg’ün yeni filmi Disclosure Day, yönetmenin uzun kariyerindeki uzaylı temasına dönüp onu kapatmaya en yakın işlerinden biri olarak yorumlanıyor. Film, gizliliğin sona erdiği bir dünyayı anlatırken asıl ağırlığı insanların birbirini anlamasına ve dinlemesine veriyor.
Eleştiride, Spielberg’ün 79 yaşında hâlâ üretken ve keskin olduğu vurgulanıyor. Buna karşın son dönem filmlerinin, yönetmenin bunların son çalışmaları olabileceği duygusuyla daha yoğun bir anlam taşıdığı belirtiliyor.
Yazıda, The Fabelmans filminin Spielberg’ün çocukluk travmalarını açıkça masaya yatırdığı hatırlatılıyor. Disclosure Day içinse yönetmenin gençlik yıllarına uzanan uzaylı merakını kapatan bir çalışma değerlendirmesi yapılıyor.
Filmin çıkış noktası
Filmin başlangıcı, Daniel Kellner adlı siber güvenlik uzmanının gizli bir savunma yüklenicisinden uzaylıların varlığına dair kanıtları çalmasıyla kuruluyor. Daniel’in sır saklamayı meslek haline getirdiği, ancak bu kez elindeki bilginin gizli kalamayacak kadar büyük olduğuna inandığı anlatılıyor.
Eleştiride, senaryonun Roswell kazası gibi ünlü anlatılara ve çeşitli söylentilere göndermelerle dolu olduğu aktarılıyor. Bu kurgu, daha önce fısıltı halinde dolaşan pek çok uzaylı hikâyesinin film dünyasında doğru kabul edildiği izlenimini yaratıyor.
Spielberg’in uzaylı temasıyla bağı
Yazı, Spielberg’ün bu temaya ilk kez yaklaşmadığını da hatırlatıyor. 1964 tarihli ve kayıp kabul edilen Firelight ile başlayan ilginin, Close Encounters of the Third Kind ile sinema gücüne dönüştüğü belirtiliyor.
Close Encounters örneğinde, sıradan bir çalışanın dünya tarihini değiştiren bir gerçeği öğrenmesinin anlatıldığı ve bunun konuşulamayan bir hakikate dönüşmesi ele alınıyor. Eleştiriye göre Disclosure Day, bu çizgiyi daha ileri taşıyarak bilmekle anlamak arasındaki farkı merkezine yerleştiriyor.
Empati ve ortak dil
Filmde uzaylıların temas kurduğu iki karaktere evrensel bir iletişim yeteneği verildiği anlatılıyor. Bunlardan biri olan Margaret’in, insanları yalnızca söyledikleriyle değil, sakladıkları duygularla da okuduğu vurgulanıyor.
Yazıda, Margaret’in konuşmasının giderek matematiksel bir dile dönüştüğü ve bunun basit bir uzaylı iletişimi değil, evreni anlama biçimi olarak kurulduğu belirtiliyor. Filmde empati, insanları birbirine bağlayan en güçlü unsur olarak öne çıkarılıyor.
Eleştiri, Wardex adlı şirketin ve savunma çevrelerindeki gizli yapının bilgiyi saklamaya çalıştığını da anlatıyor. Buna karşılık filmin sonunda Margaret’in küresel bir kitleye yaptığı çağrı, tek bir kelime etrafında toplanıyor: dinlemek.
Yazının son bölümünde, Spielberg’ün artık kurumlara eskisi kadar güvenmediği ve bilginin tamamen açığa çıkmasını tek seçenek gibi gördüğü yorumu yapılıyor. Eleştiriye göre film, dünyayı birleştirecek ortak deneyimin aynı görüntüler karşısında buluşmak olabileceği fikrini savunuyor.