Dünya Kupası’nın uzun süredir otoriter liderlerin ilgisini çektiği anlatılıyor. Yazıya göre Donald Trump da bu çizginin yeni halkası olarak değerlendiriliyor.
Metin, futbolun sahada kurulan ortak güvene dayandığını vurguluyor. Topun, oyuncuların ve takımın aynı anda hareket ettiği anların para, güç ya da kamera karşısında üretilemeyeceği savunuluyor.
Otoriterlerin spora ilgisi
Yazıda, güçlü liderlerin yaklaşık bir yüzyıldır futbolu bir kişinin yüceltilmesi için eğip bükmeye çalıştığı belirtiliyor. Ancak sporun asıl çekiciliğinin, hiçbir liderin bütünüyle sahiplenemeyeceği toplu aidiyet duygusunda yattığı ifade ediliyor.
Bu çerçevede Benito Mussolini’nin 1934’te İtalya’da düzenlenen Dünya Kupası üzerinden kurduğu gösteri hatırlatılıyor. Mussolini’nin turnuvayı faşist İtalya’ya getirtmek için baskı yaptığı, yarı final öncesinde İsveçli hakemle yemek yediği ve İtalyanların kupayı kaldırmasının ardından gerçek kupanın yanında kendi yaptırdığı, altı kat büyük Coppa del Duce’nin de sahneye çıktığı anlatılıyor.
Metin, Mussolini’nin bu gösteriyi tek başına başlatmadığını da söylüyor. Arjantin askeri cuntası 1978 Dünya Kupası’na ev sahipliği yaparken, finalin oynandığı stadyumun çok yakınında siyasi tutukluların işkence gördüğü ve tezahüratların hücrelere kadar ulaştığı hatırlatılıyor.
2022 Dünya Kupası için Katar’ın yaklaşık 200 milyar dolar harcadığı, turnuvayı dev bir vitrine dönüştürdüğü ve bu süreçte göçmen işçilerin emeğinin kullanıldığı aktarılıyor. Metinde, bu işçilerden yüzlercesinin öldüğü de belirtiliyor.
FIFA’nın eski genel sekreterinin bir dönem "Bazen Dünya Kupası’nı düzenlemek için daha az demokrasi daha iyidir" dediği hatırlatılıyor. Yazı, isimler değişse de otoriter gösteri arzusunun değişmediği sonucuna varıyor.
Trump’ın sahneye girişi
Trump’ın bu tabloya nasıl yerleştiği ayrı bir başlık altında anlatılıyor. Yazı, Trump’ın da hiçbir mitingin veremeyeceği bir şeyi, yani dünyanın özgürce bir araya gelmiş gibi görünen kalabalığını istediğini söylüyor.
Metinde, FIFA’nın aralık ayında Trump’a ilk kez verilen "Barış Ödülü"nü sunduğu da yer alıyor. Beyaz Saray’daki fotoğrafta Trump’ın dev bir Dünya Kupası final bileti replikasını tuttuğu, Gianni Infantino’nun da yanında gülümsediği aktarılıyor.
Kalabalık kimin için var?
Yazının merkezindeki soru, kalabalığın ne için toplandığı. Bir yanda otoriter lidere arka plan oluşturan, yüzünü parlatan ve alkışı ona yönelten bir kalabalık; öte yanda göçmen çocuğun, çamurlu sahaların ve birbirini bulan yabancıların oluşturduğu gerçek topluluk bulunuyor.
Metin, futbolun bu ikinci kalabalığa ait olduğunu savunuyor. Oyunun, yalnızca bir top ve başka insanlarla oynandığı için dünyanın en sevilen sporuna dönüştüğü ve işbirliği, güven ile benliğin geçici olarak geri çekilmesini ödüllendirdiği ifade ediliyor.
Sonuçta yazı, Trump’ın da Mussolini gibi ön sıradaki yerini alacağını; altın biletini havaya kaldırıp gösterinin kendisine ait olduğuna inanacağını söylüyor. Ancak oyunun asıl sahibinin, yağmurda parasız oynayan ve boş alana güvenle koşanlar olduğu vurgulanıyor.