ABD'nin Orta Doğu'daki enerji denklemini değiştirmeyi amaçladığı "Dört Deniz Girişimi", bölgedeki stratejik rekabette yeni bir sayfa açıyor. Pros&Cons Güvenlik ve Risk Analizi Direktörü Prof. Dr. Serhat Erkmen, girişimin Basra Körfezi, Hazar Denizi, Akdeniz ve Karadeniz'i birbirine bağlayarak, ABD'nin Çin, Rusya ve İran gibi rakiplerinin etkisini kırmayı hedeflediğini belirtti.
Dört Deniz Girişimi, ilk kez 26 Mart 2026'da Atlantic Council'in Washington'daki ABD-Suriye Enerji Sempozyumu'nda, dönemin ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack tarafından duyuruldu. Proje, 2017'de Donald Trump'ın açıkladığı Baltık, Adriyatik ve Karadeniz'i kapsayan "Üç Deniz Girişimi"nin genişletilmiş bir versiyonu olarak öne çıkıyor.

Dört ana enerji koridoru planlanıyor
Girişim kapsamında dört ana koridor öngörülüyor:
- Körfez-Akdeniz Koridoru: Suudi Arabistan, Kuveyt ve BAE kaynaklı petrolün Ürdün üzerinden Suriye'deki Tartus Limanı'na aktarılmasını içeriyor. Bu hat, Hürmüz Boğazı ve Süveyş Kanalı'na alternatif oluşturmayı planlıyor.
- Irak-Suriye Koridoru: 1979'da kapatılan Kerkük-Banyas petrol hattının günlük 1,5 milyon varil kapasiteyle yeniden inşasını öngörüyor. Koridor, Irak'ın Basra terminaline bağımlılığını azaltmayı amaçlıyor.
- Hazar-Akdeniz Koridoru: Azerbaycan ve Türkmenistan doğal gazını Türkiye üzerinden TANAP aracılığıyla Avrupa'ya ulaştıran mevcut rotaya Suriye bağlantısı eklemeyi hedefliyor.
- Arap Gaz Boru Hattı Modernizasyonu: Mısır doğal gazının Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınmasına odaklanıyor.
İlk aşama: Irak-Suriye bağlantısı
Prof. Dr. Erkmen'e göre, projenin şu an için en uygulanabilir ayağı Irak-Suriye Koridoru. ABD'nin Irak'ta İran'a yakın bir hükümetin göreve gelmesini engellemek için diplomatik baskı uyguladığını belirten Erkmen, yeni Irak hükümetinin Washington'un petrol sektöründeki girişimlerine açık destek verdiğini söyledi.
Haziran ayındaki proje raporunda finansör olarak gösterilen Chevron, Hunt Oil, HKN, ConocoPhillips ve Qatar Energy gibi şirketlerin son iki ayda Irak'ta önemli kazanımlar sağladığını aktaran Erkmen, aynı firmaların Suriye'de doğal gaz ve petrol sahalarının işletilmesine yönelik anlaşmalar imzaladığını kaydetti. Kerkük-Banyas hattı inşaatında da bu şirketlerin belirleyici rol oynadığı ifade ediliyor.
Türkiye'nin kritik rolü
Erkmen, Dört Deniz Girişimi'nde Suriye'den sonra ikinci kilit ülkenin Türkiye olduğuna dikkat çekti. Projeyle İran'ın Basra Körfezi ve Irak'taki etkisinin azaltılmasının yanı sıra, Çin'in Kuşak ve Yol Projesi'nin Avrupa'ya ulaşmasının da engellenmek istendiğini belirtti. Bu bağlamda Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya'dan gelen uluslararası taşımacılık hatlarının merkezinde konumlanıyor.
Irak-Türkiye Kalkınma Yolu'nun Suriye'nin kuzeydoğusunu da içine alacak şekilde genişletilebileceğini ifade eden Erkmen, böylece kara yolu taşımacılığının yanı sıra doğal gaz hatlarının Avrupa'ya ulaştırılmasında Türkiye'nin kritik bir kesişim noktası haline geleceğini söyledi.
Başarı şansı düşük ama etkileri gözleniyor
Prof. Dr. Serhat Erkmen, projenin tam anlamıyla hayata geçme ihtimalini "yok denecek kadar az" olarak nitelendirdi. Projeye finansal katkı sağlamaya gönüllü devlet bulunmadığını, Körfez ülkelerinin ana pazarının Asya olduğunu ve Suudi Arabistan'ın Kızıl Deniz'de alternatif rafinerileri bulunduğunu hatırlatan Erkmen, bu nedenlerle dört koridorun aynı anda değil, öncelikle Irak-Suriye ayağının harekete geçirildiğini belirtti. Ancak, şimdiden Irak ve Suriye üzerinde hissedilen etkilerin girişimin ciddiye alınması gerektiğini gösterdiğini sözlerine ekledi.