İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın hükümet başkanları, ulusların geleceklerini kendi yöntemleri ve zamanlamalarıyla belirleme iradesini vurgulayan bir anlaşma imzaladı. ABD Başkanı Donald Trump’ın birleşik İrlanda’ya yönelik desteğinin de tartışıldığı süreçte imzalanan metin, Birleşik Krallık’ın geleceğine dair anayasal tartışmayı yeniden öne çıkardı.
Londra Queen Mary Üniversitesi Siyaset Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tim Bale, girişimin bağımsızlık yanlısı kesimlere verilen desteği göstermeyi ve Birleşik Krallık’ın yeni hükümet başkanı üzerinde siyasi baskı oluşturmayı hedeflediğini değerlendirdi.
İskoçya referandum için Londra’nın onayına ihtiyaç duyuyor
İskoçya Bölgesel Başbakanı John Swinney, Birleşik Krallık’ın yeni hükümet başkanı Andy Burnham’ı "Birleşik Krallık’ın son başbakanı" olarak tanımladı. Swinney’in liderliğindeki İskoç Ulusal Partisi de yeni bir bağımsızlık oylaması yapılması için baskısını sürdürüyor.
İskoçya Parlamentosu’nun tek başına referandum kararı alması yeterli değil. Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin 2022’deki kararına göre referanduma izin verecek yasama organı, Londra’daki 650 sandalyeli Birleşik Krallık Parlamentosu. Parlamentoda yaklaşık 57 İskoç milletvekili bulunuyor.
İskoçya’da yapılan son ankette, Birleşik Krallık’tan ayrılmayı destekleyenlerin oranı yüzde 56, birlik içinde kalmak isteyenlerin oranı ise yüzde 44 çıktı. Bu dağılımın, 2014’teki bağımsızlık referandumunda ortaya çıkan tabloyla büyük ölçüde örtüştüğü aktarıldı.
Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılmasının ardından gayrisafi yurt içi hasılada yaşanan kayıp da bağımsızlığın ekonomik sonuçlarına ilişkin tartışmayı etkiliyor. Bu durumun, ayrılığa karşı çıkanların tezlerini güçlendirebileceği değerlendirildi.
Galler’de ayrılık desteği İskoçya’nın gerisinde
Galler Bölgesel Başbakanı Rhun ap Iorwerth, bağımsızlık talebine doğrudan yanıt vermek yerine Galler’in bir ulus olarak ihtiyaç duyduğu yetkilere, kaynaklara ve adil muameleye sahip olması gerektiğini söyledi.
Ap Iorwerth, İskoçya’nın sahip olduğu ve Galler’e de asgari düzeyde tanınması gerektiği belirtilen esnekliklere dikkat çekti. Ağustosta yapılan ankette kararsızlar dışarıda bırakıldığında, Gallerli seçmenlerin yalnızca üçte biri Birleşik Krallık’tan ayrılma yönünde oy kullanacağını belirtti.
Kuzey İrlanda’da birleşme için referandum talebi
Kuzey İrlanda Bölgesel Başbakanı Michelle O’Neill, bölgenin İrlanda Cumhuriyeti’yle birleşme konusunda referandum hakkı bulunduğunu savundu. O’Neill, bu hakkın artık geçerli olmadığını söyleyen bir başbakanı kabul etmeyeceklerini ifade etti.
1998 tarihli Belfast Anlaşması, sınırın iki tarafında İrlanda’nın birleşmesine yönelik çoğunluk desteği bulunduğunun değerlendirilmesi halinde sınır referandumu yapılmasına imkan tanıyor. Referandum kararı ise Kuzey İrlanda Bölgesel Başbakanı’na değil, Birleşik Krallık hükümetinin Kuzey İrlanda’dan Sorumlu Bakanı’na ait.
İrlanda Cumhuriyeti’nde yapılan son ankette birleşmeyi destekleyenlerin oranı üçte iki olarak ölçüldü. Kuzey İrlanda’da ise aynı görüşü paylaşanların oranı üçte birin biraz üzerinde kaldı. Bu tablo, büyük ölçüde Katolik "milliyetçi" nüfus ile kimliğini Britanya ekseninde tanımlayan büyük ölçüde Protestan "birlikçi" nüfus arasındaki mezhepsel ayrışmayı yansıtıyor.
İrlanda Başbakanı Micheal Martin’in, ABD Başkanı Donald Trump’ın birleşik İrlanda’ya yönelik desteğinin ardından referandum talep etmediği aktarıldı. Kuzey İrlanda’da bölgesel başbakanın yetkilerinin, Birleşik Krallık’ın parçası olarak kalmayı savunan Başbakan Yardımcısı’nın yetkilerinden daha fazla olmadığı değerlendirildi.
Londra anayasal tartışmalar yerine ailelerin gündemine odaklanıyor
Üç bölgesel hükümet başkanının imzaladığı anlaşma, bir yandan bağımsızlık yanlısı destekçilere bu davaya bağlılığın sürdüğü mesajını vermeyi, diğer yandan yeni Birleşik Krallık hükümet başkanı üzerinde siyasi baskı oluşturmayı amaçlıyor.
Buna karşın Londra hükümetinin yeni referandumlar ve anayasal tartışmalar yerine aileler açısından önemli görülen meselelere odaklanacağı belirtildi. Anlaşmanın bağımsızlık yanlısı tabanı güçlendirebileceği, ancak Birleşik Krallık hükümetinin yaklaşımını kısa vadede değiştirmesinin beklenmediği değerlendirildi.