Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı’nın yeni çalışması, uzun süredir birbirine rakip gibi sunulan iki hedefin birlikte mümkün olabileceğini savunuyor: daha yüksek yaşam standartları ve daha yaşanabilir bir iklim. Rapora göre, küresel ekonomi radikal biçimde yeniden düzenlenirse hem aşırı eşitsizlik azaltılabilir hem de yüzyıl sonuna kadar ısınma 2 derecenin altında tutulabilir.
"Küresel Adalet Raporu" adıyla yayımlanan çalışma, yalnızca teknik bir iklim planı değil, aynı zamanda gelir, çalışma süresi, sağlık, eğitim ve servet dağılımını birlikte ele alan geniş bir dönüşüm önerisi sunuyor. Yazarlar, refah, eşitlik ve iklim istikrarının aynı projenin parçaları olarak düşünülmesi gerektiğini vurguluyor.
Çalışmanın merkezindeki fikir
Rapora göre iyi bir yaşam için sınırsız tüketime ihtiyaç yok. Bunun yerine daha kısa çalışma saatleri, daha iyi sağlık ve eğitim hizmetleri, temiz enerji, değişen beslenme alışkanlıkları, toprak üzerindeki baskının azalması ve zenginlerle geri kalan herkes arasındaki uçurumun daralması öne çıkarılıyor.
Modelin merkez senaryosunda, ülkeler arasında kişi başına ortalama aylık gelirin 2100 yılına kadar yaklaşık 5 bin avro seviyesinde dengelenmesi öngörülüyor. Bu tablo, yoksul bölgelerde daha hızlı büyümeye, bugünün en zengin ekonomilerinde ise daha yavaş artışa işaret ediyor. Buna karşın rapor, gelir daha eşit dağıtılacağı ve insanlar ücretli iş dışında daha fazla zamana sahip olacağı için zengin ülkelerdeki çoğu kişinin de kazanım sağlayacağını savunuyor.
Rapora göre dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ı yüzyıl sonuna kadar parasal gelirini ikiye katlayabilir. Boş zamanın artışı ve kontrolsüz ısınmanın önleyeceği zarar da hesaba katıldığında, çalışmanın hesabı yüzde 99’dan fazlasının daha iyi durumda olacağını gösteriyor.
Çalışma saatlerinde sert düşüş
Raporun en dikkat çekici başlıklarından biri, çalışma süresindeki büyük azalma. Buna göre kişi başına yıllık emek saati bugün yaklaşık 2 bin 100 seviyesindeyken, 2100 yılına kadar yaklaşık 1 bine gerileyebilir. Yazarlar bunu, 19. Yüzyıldan bu yana birçok ülkede zaten görülen uzun vadeli düşüşün devamı olarak tarif ediyor.
Bu yaklaşım, yalnızca daha az çalışmayı değil, insan emeğini bakım, eğitim, sağlık, kültür ve daha düşük karbonlu sektörlere yönlendirmeyi hedefliyor. Rapor, daha kısa çalışma haftasının yaşam kalitesini yükseltebileceğini savunuyor.
Eşit ücret ve ev içi emek
Çalışma, toplumsal cinsiyet eşitliğini de dönüşümün ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Modele göre kadınlar ve erkekler ücrette eşitlenirken, ücretli ve ev içi emeğin paylaşımı da dengeleniyor. Yazarlar, ev içinde ve dışında işin daha adil paylaşılmasının, toplumsal ilerleme için inandırıcı bir ölçüt olduğunu söylüyor.
Raporda, bu hedefin yalnızca sosyal adalet açısından değil, ekonomik ve çevresel sürdürülebilirlik açısından da önemli olduğu vurgulanıyor. Eşitsizlik azalmadan sürdürülebilirlik için kalıcı bir zemin kurulamayacağı savunuluyor.
İklim için enerji dönüşümü şart
Çalışmaya göre iklim sınırları içinde kalmak için fosil yakıtlardan hızlı çıkış hâlâ zorunlu. Elektriğin yüzyıl ortasına kadar düşük karbonlu kaynaklardan üretilmesi, yenilenebilir enerjiye, elektrifikasyona ve daha temiz sanayi süreçlerine büyük yatırımlar yapılması gerektiği belirtiliyor.
Ancak rapor, teknolojinin tek başına yeterli olmayacağını söylüyor. Tüketim alışkanlıkları, arazi kullanımı ve gelir dağılımı değişmezse enerji dönüşümünün hem finansmanı hem de siyasi sürdürülebilirliği zorlaşıyor.
Servet vergisi, küresel fon ve yeni düzen
Raporda önerilen başlıca araçlardan biri Küresel Adalet Fonu. Bu fonun, dünya servetine uygulanacak bir vergi ve dünyanın en zengin yüzde 1’ine yönelik üst gelir vergisiyle finanse edilmesi öneriliyor. Kaynakların; iklim yatırımları, sağlık, eğitim ve ülke bazlı ödemeler için, özellikle de yoksul ülkelerde kullanılması öngörülüyor.
Çalışma ayrıca bir dünya egemenlik fonu, yeni uluslararası para mekanizmaları ve IMF ile Dünya Bankası gibi kurumlarda oy gücünün yeniden dengelenmesi çağrısı yapıyor. Yazarlar, önerdikleri yapının mevcut düzenle kıyaslandığında çok daha büyük bir mali ölçek gerektirdiğini de açıkça not ediyor.
Rapora göre Küresel Adalet Fonu, 2026 ile 2060 arasında dünya gayrisafi yurt içi hasılasının ortalama yüzde 10,3’ü büyüklüğünde bir kaynak kullanabilir. Bu oran, mevcut resmi kalkınma yardımıyla Birleşmiş Milletler, IMF ve Dünya Bankası’nın birleşik bütçesinin toplamından çok daha yüksek bir seviyeye işaret ediyor. Gerekçe ise açık: Önümüzdeki on yıllarda yalnızca iklim yatırımları için bile dünya ekonomisinin yıllık yüzde 3 ila 4’ü kadar kaynak gerekebilir.
Servet dağılımında büyük değişim
Çalışma, servet dağılımında köklü bir dönüşüm de öngörüyor. Modelde, insanlığın en yoksul yarısının küresel servetten aldığı payın yüzde 2’den yüzde 30’a çıkması; milyarderlerin payının ise yüzde 6’dan yüzde 0,05’e gerilemesi bekleniyor.
Yazarlar bunu yalnızca adalet meselesi olarak değil, iklim mantığı olarak da tanımlıyor. En zengin kesimlerin yüksek karbonlu büyümeden orantısız biçimde fayda sağladığı ve dönüşüm için gerekli sermayenin önemli bölümünü elinde tuttuğu hatırlatılıyor.
Yazarların mesajı ve siyasi engel
Çalışmayı kaleme alanlar arasında Thomas Piketty ve Lucas Chancel gibi isimler de yer alıyor. Yazarlar, planı "radikal" olarak tanımlarken, alternatifin derinleşen eşitsizlik, iklim çöküşü ve siyasi istikrarsızlıkla şekillenen bir gelecek olduğunu savunuyor.
Rapora göre asıl engel teknik imkânsızlık değil, siyasi tercih. Küresel servet vergileri, yeni bir uluslararası finans düzeni ve aşırı tüketime karşı yönetimli bir geçiş, mevcut düzenden fayda sağlayan çevrelerin sert direnciyle karşılaşabilir.
Yine de çalışma, karamsar tabloya karşı başka bir ihtimali gündeme taşıyor. Rapor, sayılar doğru kurulduğunda adil, sağlıklı ve sürdürülebilir bir dünyanın matematiksel olarak mümkün olduğunu; eşitliğin çevre krizine karşı bir yan unsur değil, çözümün koşullarından biri olduğunu savunuyor.