Avrupa'da aşırı sağ partilerin güç kazanması, göç tartışmasının yanı sıra merkez siyasetin ekonomi ve dış politika tercihlerini de yeniden gündeme taşıdı. Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal İnat, seçmenlerin bu partilere yönelmesinin nedenlerini ve aşırı sağın Avrupa'nın büyük ülkelerinde iktidara ulaşma ihtimalini değerlendirdi.
İnat, İtalya'nın ardından Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık'ta aşırı sağın yönetimde söz sahibi olma ihtimalinin merkez siyasetin temel sorunlarından biri haline geldiğini ifade etti.
Fransa'da RN için ilk tur beklentisi
Fransa'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisinin (RN) ilk turda yaklaşık yüzde 35 oyla birinci çıkmasının beklendiği aktarıldı. Marine Le Pen veya Jordan Bardella'nın ikinci turda yüzde 50'nin üzerine çıkmasını önlemek amacıyla merkez sağ, merkez sol ve aşırı sol seçmenler arasında iş birliği kurulması tartışılıyor.
İnat, RN'nin ardından ikinci sırada görünen aşırı sol ile merkez sağ ve merkez sol partiler arasında anlaşmaya varılmasının kolay görünmediğini söyledi.
Almanya ve Birleşik Krallık'ta aşırı sağın oyları
Almanya'da federal parlamento seçimlerinin 2029'da yapılacak olması, Fransa'ya göre daha uzun bir siyasi zaman aralığı bırakıyor. Buna karşın aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Partisinin (AfD) son kamuoyu yoklamalarında yüzde 28 oy oranına ulaşması siyasal sistemde rahatsızlık oluşturuyor. Bu oran, AfD'yi iktidardaki Hristiyan Birlik partilerinin 6, Sosyal Demokrat Partinin ise 16 puan önüne taşıyor.
Eylülde yapılacak Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde AfD'nin yüzde 42 oy alabileceği yönündeki anket sonuçlarının, partinin Almanya'da ilk eyalet hükümetini kurma ihtimalini güçlendirdiği değerlendirildi.
Birleşik Krallık'ta Nigel Farage liderliğindeki Reform UK partisinin oyları son anketlerde yaklaşık yüzde 25 seviyesinde görünüyor. Partinin İşçi Partisinin önüne geçerek birinci sıraya yerleşmesinin beklendiği aktarıldı. Avrupa Birliği karşıtı kampanyayla başlayan söylemin daha sonra göçmen karşıtlığıyla genişletildiği, Farage'ın "önce Britanyalılar" yaklaşımının Donald Trump'ın "önce Amerika" sloganına benzediği ifade edildi.
İtalya ve diğer ülkelerdeki görünüm
Avusturya, Portekiz, İsveç ve Polonya'da aşırı sağ partilerin anketlerde yüksek oy oranlarına ulaştığı ve iktidar adayı haline geldiği belirtildi. İtalya'da ise Giorgia Meloni'nin liderliğindeki İtalya'nın Kardeşleri Partisinin öncülük ettiği koalisyon ülkeyi yönetmeyi sürdürüyor.
Göç endişeleri siyasi desteğe çevriliyor
İnat'a göre Avrupa'da seçmenin aşırı sağa yönelmesindeki en güçlü etkenlerden biri, bazı ülkelerde artan göçmen sayısına ilişkin kaygıların bu partiler tarafından korkuya dönüştürülmesi. Daha iyi ve güvenli yaşam koşulları arayışıyla gerçekleşen göçün yanı sıra yabancıların sayısının ve toplum içindeki görünürlüğünün artması, bazı yerleşik kesimlerde huzursuzluk yaratabiliyor. Kültürel farklılıklar ve yabancılara yönelik güvensizlik de bu huzursuzluğu besleyen unsurlar arasında yer alıyor.
Aşırı sağcı siyasetçilerin, göçmen ve mülteci sayısındaki artışla bağlantılı endişeleri siyasi desteğe dönüştürmeye çalıştığı ifade edildi. İnat, yabancı düşmanı propagandanın göçmenleri güvensizlik, ekonomik sorunlar ve kültürel yabancılaşmanın başlıca nedeni olarak gösterdiğini, bu sorunların sorumluluğunu da merkez partilerin iktidarlarına yüklediğini değerlendirdi.
Merkez sağ, merkez sol ve liberal partilerin yumuşak göç ve mülteci politikalarıyla Avrupa'nın kimliğini, refahını ve güvenliğini tehlikeye attığı yönündeki söylemlerin yaygınlaştığı belirtildi. Dezenformasyona açık sosyal medya ortamının ise aşırı sağ görüşlerin geniş kitlelere ulaşmasını kolaylaştırdığı ifade edildi.
Merkez partiler seçmen güvenini kaybediyor
Merkez partilerin aşırı sağın yabancı düşmanı argümanlarına etkili yanıt verememesi, Avrupa'da merkez siyasetin gerilemesinin nedenleri arasında gösterildi. Bazı partilerin oy kaybını durdurmak için göçmen ve mülteci karşıtı söylemleri benimsemesinin de bu tabloyu güçlendirdiği belirtildi.
Avrupa'nın yaşlanan nüfusu nedeniyle nitelikli göçmenlere ve dışarıdan gelecek iş gücüne ihtiyaç duyduğu gerçeğinin seçmene ikna edici biçimde anlatılamadığı değerlendirildi. Merkez partilerin aşırı sağa yaklaşmasının tutarsızlık görüntüsü yarattığı, bunun da göçmen karşıtı seçmenleri doğrudan aşırı sağ partilere yöneltebildiği ifade edildi.
Merkez partilerin politikalarından rahatsız olan diğer seçmenlerin ise aşırı sol ve başka marjinal partilere yönelebildiği belirtildi.
Ekonomi ve dış politika desteği etkiliyor
Merkez partilerin ekonomi ve dış politika uygulamalarının da popülist aşırı sağ partilere verilen desteği artırabildiği kaydedildi. Almanya'da Hristiyan Birlik partileri ile Sosyal Demokrat Parti arasındaki koalisyonun Rusya politikası nedeniyle enerji ve temel gıda fiyatlarının yükseldiği, bunun bazı seçmenleri AfD'nin söylemlerine yaklaştırdığı ileri sürüldü.
AfD'nin, Rusya-Ukrayna Savaşı'na verilen desteğin Almanya'ya ekonomik kayıplar getirdiği, ülkenin çok sayıda Ukraynalı mülteci kabul etmesine yol açtığı ve güvenlik risklerini artırdığı yönündeki eleştirilerinin toplumun bir bölümünde karşılık bulduğu aktarıldı. Partinin iktidara gelmesi halinde daha doğru bir dış politika izleyeceği mesajıyla bazı seçmenleri ikna ettiği değerlendirildi.
Aşırı sağ Avrupa bütünleşmesi için risk taşıyor
İnat, aşırı sağ partilerin yükselişinin Avrupa'yı derin bir siyasi kırılmaya sürükleyebileceğini belirtti. Bu partilerin genel olarak bütünleşmiş Avrupa fikrine karşı olduğu değerlendirilirken, İtalya'nın ardından Fransa ve Almanya'da aşırı sağın yönetimi ele geçirmesi veya iktidara ortak olması halinde Avrupa Birliği'nin geleceğinin daha yoğun biçimde sorgulanabileceği ifade edildi.