ABD, İsrail ve İran arasındaki çatışma, küresel ekonomide enerji arzından gıda maliyetlerine ve tedarik zincirlerine kadar geniş bir etki alanı oluşturuyor. ABD'de Obama yönetiminde ekonomi danışmanı olarak görev yapan ve Arbroath Group'un yönetici ortağı Christopher Smart, bu tablonun bazı ülkeler ve sektörler için fırsat, bazıları içinse ağır ekonomik baskı anlamına geldiğini belirtiyor.
Hürmüz riski küresel tedariki yeniden şekillendirebilir
Smart'ın değerlendirmesine göre Washington ile Tahran arasında kalıcı bir anlaşma ihtimalinin zayıflaması, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz taşımacılığı kısıtlamalarını geçici bir aksaklık olmaktan çıkararak küresel ekonominin kalıcı unsurlarından birine dönüştürebilir. Olası uzlaşma ihtimali sürse de bölgedeki hassas dengenin bozulması, ülkeleri hayati tedarikler bakımından bu dar su yoluna yeniden bağımlı kalmamaya itebilir.
Çatışmanın insani kayıplarının yanında ekonomik sonuçları da bir arz şoku şeklinde görülüyor. Alıcılar yeni satıcılar ve alternatif nakil hatları ararken bazı pazarlar küçülüyor, diğer alanlarda ise ticari faaliyet hız kazanıyor.
Körfez ihracatçıları ve kırılgan ekonomiler zorlanıyor
Körfez ihracatçıları, krizin ekonomik açıdan en sert etkilediği kesimler arasında bulunuyor. Hürmüz Boğazı tamamen kapanmamış olsa da çoğu gün en az 12 ticari yük gemisi geçiş yapıyor; takip cihazı bulunmadan seyreden gemilerin sayısının daha fazla olabileceği değerlendiriliyor.
Petrol fiyatlarındaki yükseliş, Suudi Arabistan gibi üreticiler üzerindeki baskıyı kısmen azaltıyor. Buna karşılık Uluslararası Para Fonu'nun öngörülerine göre Kuveyt, Katar, Bahreyn, Irak ve İran ekonomilerinin yıl genelinde küçülmesi bekleniyor.
Mısır, Pakistan, Ürdün ve Lübnan da bölgeye yakınlıkları nedeniyle ekonomik baskı hisseden ülkeler arasında yer alıyor. Enerji faturalarının kabarması ve Körfez'den gübre sevkiyatının aksaması gıda maliyetlerini yükseltirken, biyoyakıt fiyatlarındaki artış yemeklik yağlara yansıyor. Körfez ülkelerinde çalışan işçilerin ülkelerine gönderdiği döviz gelirlerindeki kayıp da bu ekonomiler üzerindeki baskıyı artırıyor.
Asya'nın büyük rezervleri enerji ithalatçılarını koruyor
Japonya, Güney Kore ve Tayvan, krizin ilk döneminde büyük ulusal rezervlerinin sağladığı tampon sayesinde daha dayanıklı bir görünüm sergiliyor. Bu kaynaklar, yeni tedarik hatları bulma arayışının yaratabileceği paniği sınırlıyor.
Ancak rezervlerin zamanla azalması, mevcut istikrarın tersine dönmesine yol açabilir. Çin'in 1,2 ila 1,4 milyar varil aralığındaki petrol rezervi, Pekin yönetiminin enerji ithalatını önemli ölçüde azaltmasını sağladı ve küresel piyasalardaki arz paniğinin daha da büyümesini sınırladı.
Alternatif enerji ihracatçıları avantaj sağlıyor
Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, Nijerya ve Kolombiya, alternatif petrol ihracatçıları olarak artan sermaye akışından yararlanan ülkeler arasında sıralanıyor. Bu ülkelerde tüketiciler daha yüksek akaryakıt ve ısınma maliyetleriyle karşılaşsa da devletlerin kurumsal vergi gelirlerinde artış görülebileceği değerlendiriliyor.
Avrupa'nın önemli doğal gaz tedarikçilerinden Norveç de enerji krizinden avantaj sağlayan ülkeler arasında gösteriliyor. Rusya'nın petrol rafinaj altyapısına ve rafine ürün ihracatına yönelik Ukrayna insansız hava aracı saldırılarıyla karşılaşmamış olması halinde krizden daha büyük ekonomik kazanç elde edebileceği ifade ediliyor.
Enerji şoku, havayolu taşımacılığından alüminyum ve yarı iletken üretimine uzanan tedarik zincirlerini etkiliyor. Havacılık yakıtı maliyetleri havayollarının giderlerini artırırken alüminyum üreticileri ucuz doğal gaza erişmekte zorlanıyor. Çip plakalarının soğutulmasında kullanılan helyumun fiyatları da yükseliyor.
Sıcak çatışma bölgelerinde mahsur kalmayan deniz taşımacılığı şirketleri, artan navlun fiyatlarından yararlanıyor. Jeopolitik risk primlerindeki artış sigorta şirketlerinin gelirlerini yükseltirken, ABD'nin reasürans maliyetlerini desteklemek için devreye girmesi denizcilik sigortacılığını daha kârlı hale getiriyor.
Körfez'den çıkan enerjiyi güvenli limanlara ulaştıracak alternatif rotalara yönelik arayışların, küresel boru üreticileri ve boru hattı inşaat şirketleri için yeni iş alanları yaratması bekleniyor. Fosil yakıt maliyetlerindeki yükselişin yenilenebilir enerji ve nükleer altyapı yatırımlarını da hızlandırabileceği değerlendiriliyor.
ABD savunma harcamaları beklentileri artırıyor
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları, ilk bakışta silah üreticileri açısından mühimmat talebinin ve kâr marjlarının artması anlamına gelebilir. ABD Başkanı Donald Trump'ın gelecek yıl için talep ettiği 1,5 trilyon dolarlık bütçeye tam olarak ulaşılamasa bile Pentagon harcamalarının artacağı öngörülüyor.
Avrupa ülkeleri, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve ABD'nin önde gelen müttefiklerinin çoğunda savunma bütçeleri de yükseliş eğilimi gösteriyor. Ancak yatırımcıların yeni ihalelerle uzun vadeli kârlılığa odaklanması, ABD'nin büyük savunma şirketlerinin hisselerinde son altı ayda dalgalı bir seyir görülmesine neden oldu.
Smart, savunma sanayisinin Donbas'tan Güney Çin Denizi'ne uzanan küresel gerilimlerden yararlandığını, buna rağmen Körfez'deki gelişmelerden doğrudan ve tek yönlü bir kazanç sağlamadığını belirtiyor.
ABD ile İran karşılıklı olarak daha sert adımlar atma tehdidinde bulunsa da tarafların krizi açık bir savaşa tırmandırma niyeti taşımadığı değerlendirmesi yapılıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki geçişlerin güvenilirliğine ilişkin belirsizlik küresel ekonomiyi yeni tedarik ve taşıma yollarına uyum sağlamaya zorlarken, bu dönüşüm kayıpların yanı sıra beklenmedik kazanç alanları da yaratıyor.