İsrail ve ABD saldırılarıyla 28 Şubat’ta başlayan İran savaşı, 8 Nisan’dan bu yana kırılgan bir ateşkes altında sürüyor. Çatışmayı sonlandırmaya dönük bir mutabakat çerçevesinin ise cuma günü İsviçre’de imzalanması bekleniyor.
Askeri çatışma azaldıkça, savaşın siyasi ve diplomatik etkileri daha da öne çıkıyor. Tartışma artık yalnızca sahada kimin üstün geldiğine değil, masada hangi tarafın daha fazla alan kazandığına da odaklanıyor.
İran ağır askeri yıpranma yaşadı
Beş haftalık saldırı boyunca İran’ın hava savunma sistemlerinin büyük bölümü, füze stoklarının önemli kısmı, fırlatma rampaları, üst düzey askeri komuta yapısı ve kilit nükleer tesisleri zarar gördü. Bu tablo, İran açısından ciddi bir askeri yıpranma olarak değerlendiriliyor.
Buna rağmen bazı bölge başkentlerinde, İran’ın ABD-İsrail ortak baskısı karşısında ayakta kalmasının da başlı başına bir sonuç olduğu görüşü dile getiriliyor. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi ise ülkesinin savaşta "büyük zaferler elde ettiğini" ve anlaşmanın diplomasiden çok "askeri başarılar" sayesinde gündeme geldiğini söyledi.
Hürmüz Boğazı baskı aracına dönüştü
İran, Hürmüz Boğazı’nı teorik bir tehdit olmaktan çıkarıp somut bir baskı aracına dönüştürdü. Boğazı tamamen kapatmadı, ancak yaşanan aksama, bunu inandırıcı biçimde tehdit edebileceğini gösterdi.
Şimdi Washington’un, aslında hiç tam kapanmamış bir geçidi yeniden açmak için yaptırım gevşetmesini pazarlık konusu yaptığı görülüyor. Bu da mutabakatın askeri olmaktan çok ekonomik ve stratejik bir müzakere alanı yarattığını ortaya koyuyor.
Nükleer başlıkta çerçeve var, ayrıntılar sonra
Beklenen mutabakat çerçevesi, İran’ın nükleer silah peşinde olmadığını yeniden teyit etmesini içeriyor. Buna karşılık zenginleştirilmiş uranyum stoğuna ilişkin ayrıntılar ve olası zenginleştirme duraklaması, daha kapsamlı ikinci bir anlaşmaya bırakılıyor.
Ortada henüz tam bir uzlaşma bulunmuyor. Masadaki metin, zenginleştirilmiş uranyum stoğu ve zenginleştirmeye ara verilmesi gibi başlıklarda pazarlık yapılmasına zemin hazırlayan bir çerçeve niteliği taşıyor.
Yaptırım gevşemesi iç siyasette de etkili olabilir
Olası yaptırım gevşemesi, Tahran yönetiminin elini içeride de güçlendirebilir. Böyle bir adımın askeri program ve vekil ağlar için daha fazla kaynak yaratabileceği belirtiliyor; ancak anlaşma metninde balistik füzeler, silahlı gruplara destek ve yönetimin güç yapısı gibi başlıkların yer almadığı ifade ediliyor.
Bu durum, ortaya çıkacak final metnin savaş öncesinde diplomasinin ulaşabileceği noktadan daha yumuşak olabileceği yorumlarını da beraberinde getiriyor. Anlaşma sağlansa bile, bunun kalıcı olup olmayacağı sonraki görüşmelere bağlı kalacak.
Washington ve Tel Aviv arasında beklenti ayrıştı
Donald Trump yönetiminin çatışmaya girerken hızlı bir rejim çöküşü umduğu, ancak bunun gerçekleşmemesi üzerine önceliğin savaşı bitirmeye kaydığı aktarılıyor. İran ise Kasım ara seçimleri yaklaşırken Washington’un yeniden askeri müdahaleye hemen dönmeyeceğini düşünüyor.
İsrail cephesinin ise sonuçtan ciddi hayal kırıklığı duyduğu belirtiliyor. Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun savaşın başında örtüşen hedefleri olduğu, ancak Washington çatışmayı sonlandırma kararına yönelince bu çizginin ayrıştığı aktarılıyor.
Ortaya çıkan tablo, tamamlanmış bir barış anlaşmasından çok, daha uzun bir mücadelenin geçici durağına benziyor. Tarafların her biri bunu kendi açısından bir kazanım olarak sunabilir; gerçek sınavı ise sonraki görüşmelerin bağlayıcı ve denetlenebilir sınırlamalar üretip üretmeyeceği belirleyecek.