1989 yazında, kısa süre önce hayatını kaybeden fotoğrafçı Robert Mapplethorpe’un retrospektifi "The Perfect Moment", ABD’de şehir şehir dolaşan bir sergi olarak yoluna devam ediyordu. Philadelphia ve Chicago’da sorunsuz gösterilen sergi, Washington’daki Corcoran Gallery’de açılmaya hazırlanırken federal hükümetin sanata sağladığı 30 bin dolarlık NEA desteği gündemin merkezine oturdu. Muhafazakâr siyasetçiler, bu desteği hükümetin Mapplethorpe’un açık seçik fotoğraflarını onaylaması gibi sundu. Kamu fonuyla desteklenen bir serginin içeriği üzerinden büyüyen tartışma, kısa sürede ulusal bir sansür krizine dönüştü. Corcoran Gallery üzerindeki baskı artınca sergi iptal edildi. Ancak gösteri burada sona ermedi; Washington Project for the Arts devreye girerek sergiyi üstlendi ve eserleri izleyiciyle buluşturdu. Sergi bu kez övgü topladı, fakat kamu sanat fonlaması etrafındaki çatışma yeni başlıyordu. Isaac Butler’ın yeni kitabı, tam da bu dönemi ve sonrasını mercek altına alıyor. Butler, 1980’ler ve 1990’ların kültür savaşlarını çocukluk ve gençlik yıllarında Washington, DC’de doğrudan gözlemlediğini anlatıyor. Annesi Washington Project for the Arts yönetim kurulunda yer alıyordu ve kurulun ilk toplantılarından birinde The Perfect Moment sergisinin üstlenilip üstlenilmeyeceği oylanmıştı. Butler’a göre Jesse Helms gibi muhafazakâr isimler, hükümetten dolaylı ya da doğrudan destek alan tartışmalı sanat eserlerini bir baskı aracı olarak kullandı. Amaç, kamusal ahlakın çöktüğü fikrini yaymak ve bu tür programların bütçesini daraltmaktı. Kitapta yalnızca Mapplethorpe tartışması değil, Andres Serrano’nun idrara batırılmış küçük bir haç fotoğrafı "Immersion (Piss Christ)", müzik CD’lerindeki uyarı etiketleri ve David Wojnarowicz’in çalışmaları etrafındaki kavga da ele alınıyor. Butler, eserin kendi açısından kişisel önem taşıdığını, bunun bir sebebinin de NEA’ya duyduğu bağlılık olduğunu söylüyor. Yazar, kitabının çıkış noktasının doğrudan muhafazakâr sansür olmadığını, 2020’de Philip Guston retrospektifinin Ku Klux Klan resimleri nedeniyle ertelenmesinin kendisini düşündürdüğünü belirtiyor. Butler, bu kararın teorik olarak rahatsız olabilecek izleyiciler adına alınmış bir tür özsansür olduğunu savunuyor ve bunun ifade özgürlüğünü yeniden sol bir değer olarak düşünmesine yol açtığını söylüyor. Bu süreç, onu 1990’da NEA Four olarak bilinen performans sanatçıları Karen Finley, Tim Miller, John Fleck ve Holly Hughes’un açtığı davaya da götürdü. Sanatçılar, cüretkâr görülen içerikleri nedeniyle reddedilen NEA başvurularını ABD Yüksek Mahkemesi’ne taşıdı. Mahkeme, NEA’nın karar alma sürecini onayladı; kurum ise benzer tartışmaların önüne geçmek için daha sonra tek tek sanatçıları fonlamayı bıraktı. Butler, 2022’de araştırmaya başladığında Florida’da "Don’t Say Gay" olarak bilinen HB 1557 yasasının çıkmasının da kendisini daha fazla ifade özgürlüğü ve akademik özgürlük üzerine yoğunlaştırdığını söylüyor. Ancak kitabın omurgasının bir tarih çalışması olduğunu, amacının geçmişi aydınlatmak ve bu dönemi kendi bütünlüğü içinde anlamak olduğunu vurguluyor. Yazar, kültür savaşlarını "savaş" kelimesini mecazi olmaktan çıkarıp bölümler halinde ilerleyen bir çatışma tarihi gibi kurduğunu anlatıyor. Onun bakışına göre mesele, bir çatışma başlıyor, taraflar beliriyor, ardından bunun sonucu bir sonraki krizi hazırlıyor. Butler, bugün "Kültür Savaşı II" döneminde olunduğunu, kitabının ise "Kültür Savaşı I"i anlattığını söylüyor. NEA bugün hâlâ varlığını sürdürse de 1980’ler ve 1990’lardaki tartışmalardan sonra ciddi biçimde değişmiş durumda. Butler, WPA gibi küçük ve sanatçı odaklı kurumların ayakta kalmasının zorlaştığını, çünkü bu alanların daha fazla skandal riski taşıdığı için daha kırılgan hale geldiğini belirtiyor. Ona göre baskı karşısında geri çekilen kurumlar çoğu zaman daha büyük sorunlarla karşılaşıyor; buna karşılık Cincinnati’deki Contemporary Arts Center’ın 1990’da müstehcenlik suçlamalarına karşı mahkemede direnmesi, farklı bir örnek olarak öne çıkıyor.