Avrupa’da geçen yıl 603 nehir bariyerinin kaldırılmasıyla 2 bin 300 milden fazla su yolu yeniden birbirine bağlandı. Bu sayı, 2024’te kaldırılan 542 engelin üzerine çıkarak kıta genelinde yeni bir rekor kırdı.
En fazla kaldırma işlemi İsveç’te yapıldı. Ülkede 173 bariyer söküldü. Finlandiya 143, İspanya ise 109 kaldırma ile onu izledi. İzlanda ve Kuzey Makedonya da ilk kez nehir bariyerlerini ortadan kaldırdı.
Balıkların göç yolu açıldı
Uygulama, nehir yaşam alanlarını güçlendirirken balıkların göç ettiği güzergâhları da yeniden erişilebilir hale getirdi. Özellikle vahşi yaşam üzerindeki olumlu etkilerin bazı bölgelerde şimdiden görülmeye başlandığı aktarıldı.
Galler’in kuzeyindeki River Dee kıyısında, Eribstock Weir kaldırıldıktan sonra deniz lampreyi yuvalarına daha sık rastlandığı bildirildi. Projeyi yürüten Joel Rees-Jones, habitatların yeniden birbirine bağlanmasının ve Erbistock Weir gibi engellerin kaldırılmasının, lamprey ve Atlantik somonu gibi türlere yeniden tutunma şansı verdiğini söyledi.
Dam Removal Europe ise Avrupa nehirlerini parçalayan 150 binden fazla kullanılmayan bariyer bulunduğunu, bu nedenle yapılacak işin hâlâ çok büyük olduğunu açıkladı. Buna karşın ivmenin güçlendiği vurgulandı.
Pankreas kanserinde dikkat çeken sonuç
Haber paketindeki bir diğer başlık, ileri evre pankreas kanseri için geliştirilen daraxonrasib adlı ilaç oldu. Araştırmaya göre yeni ilaç, hastalığın seyrini belirleyen kilit proteini baskılayarak ortalama yaşam süresini 6,7 aydan 13,2 aya çıkardı.
500 kişilik çalışmada ilacın, kemoterapiye kıyasla daha az yan etkiye yol açtığı da belirtildi. Pankreas kanserinin beş yıllık sağkalım oranının yüzde 15’in altında olduğu hatırlatılırken, bu sonuçlar hastalıkla mücadelede önemli bir ilerleme olarak değerlendirildi.
Kanser alanındaki uzmanlar, pankreas kanserinin uzun süredir en dirençli kanser türlerinden biri olduğunu ve bu gelişmenin hastalara daha fazla zaman kazandırabileceğini ifade etti. Düzenleyici kurumların, ilacın standart tedavi olarak kullanıma uygun olup olmadığını değerlendireceği bildirildi.
Ayrı bir gelişmede, tümörün geri dönme riskini ölçen Prosigna adlı gen testinin de meme kanseri hastalarının önemli bir bölümünü gereksiz kemoterapiden koruyabileceği açıklandı. 4 bin kişilik uluslararası çalışmada, katılımcıların üçte ikisinden fazlasının hormon tedavisiyle güvenle izlenebildiği görüldü.
Düşük skor alan hastalarda beş yıllık sağkalım oranı yüzde 93,7 olurken, kemoterapi alanlarda bu oran yüzde 94,9 olarak kayda geçti. Araştırmayı yürüten ekip, bu sonucun bazı hastaların ciddi yan etkiler yaşamadan tedavi görebileceğini gösterdiğini söyledi.
Yeni deniz koruma alanları ve kayıp tür
Yeni Zelanda’nın Güney Adası’nda beş yeni deniz koruma alanı oluşturuldu. Toplam 191 mil karelik alanı kapsayan bölgeler, ülkenin son on yıldaki ilk yeni deniz koruma sahaları oldu.
Te Au Roa o Te Rakihouia adı verilen alanlar; yosun ormanları, açık deniz kanyonları ve derin su mercanları gibi farklı habitatları barındırıyor. Alanların, Kāi Tahu iwi topluluğu ile hükümet tarafından birlikte yönetileceği ve sıkı biçimde korunan, avlanmanın yasak olduğu bölgeler olarak işleyeceği belirtildi.
Kāi Tahu temsilcisi Edward Ellison, bu alanların mevcut koruma bölgelerini tamamlayacağını ve zaman içinde hem yaşam alanlarının hem de tür çeşitliliğinin artmasına katkı sağlayacağını söyledi. Aynı zamanda topluluğun denizle ve kıyı şeridiyle kurduğu güçlü bağın da sürdürüleceğini ifade etti.
Günün son dikkat çekici haberi ise Endonezya’da, resmi olarak kayıp türler listesinde yer alan bir kuşun uzak bir bölgede yeniden görülmesi oldu. Türün yeniden keşfi, uzun süredir gözden kaybolan canlıların hâlâ farklı coğrafyalarda varlığını sürdürebildiğini gösterdi.