ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nda (DHS) Trump yönetiminin göç politikalarını uygulayan federal çalışanlar, sistematik bir sindirme kampanyasıyla karşı karşıya kaldı. The Guardian'ın dört ay süren ve 30'dan fazla mevcut ve eski çalışanla yapılan görüşmelere dayanan soruşturması, yasadışı olduğunu düşündükleri uygulamalara itiraz eden memurların işten çıkarılma, tutuklanma tehdidi ve poligraf testleriyle baskı altına alındığını gösterdi.
Çalışanların ifadelerine göre, poligraf testleri standart bir güvenlik prosedürü olarak değil, bir sindirme aracı olarak kullanıldı. Testleri yapan kişilerin kendilerini ABD Hava Kuvvetleri'nde görevli askeri personel olarak tanıttığı belirtildi. Görüşülen kişiler, gerekçe olarak gizli bilgi erişimiyle ilgili belirsiz şüphelerin gösterildiğini, ancak hiçbirine somut bir suçlama yöneltilmediğini söyledi.
Eski bir çalışan, "Bana haklarım okundu. Bu sadece ceza soruşturmalarında yapılır. Tutuklanacakmışım gibi hissettim" dedi. Resmi olarak gönüllü olan testlere katılmayı reddetmenin, güvenlik izninin iptali ve işten çıkarılma anlamına geldiği aktarıldı. Testler penceresiz küçük odalarda, katılımcılara nabız, solunum ve kan basıncı sensörleri bağlanarak yapıldı ve altı saate kadar sürebiliyordu.
Zorunlu Transferler ve Mülteci Politikalarına Darbe
Baskı yalnızca poligrafla sınırlı kalmadı. Çalışanlar, çoğu zaman deneyimlerine uygun olmayan pozisyonlara, ülkenin farklı bölgelerindeki birimlere zorunlu olarak transfer edildi. 20'den fazla ajansı bünyesinde barındıran bakanlığın karmaşık yapısı, transferlerin etkili bir baskı aracına dönüşmesini sağladı.
Bu baskılar en çok mülteci, sığınma, insani koruma ve aile birliği politikalarından sorumlu birimleri etkiledi. Eski Bakan Kristi Noem döneminde 675 binden fazla sınır dışı gerçekleştirildi, göçmen alıkoyma sistemi rekor seviyeye genişletildi. Mülteci yerleştirme programı neredeyse tamamen durdurulurken, aile ayırma uygulaması geri getirildi ve Guantanamo deniz üssü göçmen gözaltı merkezi olarak kullanılmaya başlandı.
17 yıllık federal çalışan ve eski mülteci hukuk birimi yöneticisi Harun Ahmed, "Ahlaksız, yasa dışı ya da tarihsel uygulamalara aykırı olduğunu düşündüğümüz girişimleri onaylamamız istendi. Uzmanlığımız umursanmadı, sadece resmi onayımız istendi" dedi. İtiraz edenlerin görevden alındığını belirten Ahmed, sonunda Elon Musk'ın yönettiği "Hükümet Verimliliği Departmanı"nın (Doge) sunduğu tazminatlı istifa programını kabul etmek zorunda kaldı.
Çocuklar ve Aileler Üzerindeki Yıkıcı Etki
Soruşturma, politikaların en ağır sonuçlarının çocuklar ve aileler üzerinde görüldüğünü ortaya koydu. Honduras'a sınır dışı edilen Wendy Hernandez Reyes'in 3 yaşındaki ABD vatandaşı oğlu, annesinin yokluğunda dayısı tarafından öldürüldü. Reyes, gözaltındayken çocuğuyla birlikte gitmek için defalarca talepte bulunmuş ancak oğlunun pasaportunun bir kopyası kendisine verilmemişti.
Olayın ardından Reyes'in ABD'ye dönüşü için dört ayrı federal onay gerekti. Avukatı, "Cenazeyi gömmek için biraz zaman istemek zorunda kaldık" dedi. Reyes sonunda insani izinle altı ay süreyle ABD'ye girebildi ancak ayak bileğinde GPS kelepçesiyle. Eskiden bu tür vakalara müdahale eden bakanlık içi sivil haklar ofisi ise işlevsiz hale geldi: 100'den fazla çalışanı işten çıkarıldı, 600 soruşturma askıya alındı.
Yeni Bakanda Değişim Yok
Mart 2026'da Başkan Trump, Noem'i görevden alarak yerine Senatör Markwayne Mullin'i atadı. Mullin, Senato onayında "Her gün manşet olmayalım" sözü verse de, çalışanlara göre esas kararlar Beyaz Saray'dan, özellikle Başkan Yardımcısı Stephen Miller'dan geliyor. Bir çalışan, "Bakanlığı Miller yönetiyor, Mullin'in karar yetkisi yok" dedi. Jesuit Refugee Service'ten Dorothea Ley, "Medya eleştirisinden kaçınma isteği, sert politikaları terk etme niyeti anlamına gelmiyor" yorumunu yaptı.