ABD’de yayımlanan bir rapor, kabuk şirketlere ilişkin şeffaflık kurallarının gevşetilmesinin kara para aklama, yaptırımlardan kaçınma ve yasa dışı para hareketleri için yeni bir alan açtığını ortaya koydu. Rapor, bu düzenlemenin özellikle suç şebekeleri, uyuşturucu kartelleri ve uluslararası finansal suçlular açısından risk oluşturduğunu vurguladı.
Rapor, Trump yönetiminin ikinci döneminin başında getirilen muafiyetle birlikte, daha önce bildirim yükümlülüğü altında olan şirketlerin çok büyük bölümünün kapsam dışına çıkarıldığını belirtti. Buna göre iç şirketler ve Amerikalıların sahip olduğu yapıların önemli kısmı, gerçek yararlanıcılarını açıklama zorunluluğundan kurtarıldı.
Kabuk şirketler, yasal amaçlarla kurulabildikleri gibi, vergiden kaçınmak, varlık gizlemek ve paranın gerçek sahibini saklamak için de kullanılabiliyor. Bu yapıların, yaptırım altındaki kişi ve grupların taşınmaz alımından uyuşturucu gelirlerinin aklanmasına kadar farklı yasa dışı işlemlerde araç haline gelebildiği hatırlatıldı.
Şeffaflık yasasının temeli, 2021’de kabul edilen iki partili düzenlemeye dayanıyor. Bu düzenleme, çoğu şirketin Hazine’ye bağlı Finansal Suçları Önleme Ağına gerçek sahiplerini bildirmesini öngörüyordu. Amaç, şirket sahipliği kayıtlarını görünür kılmak ve yasa dışı finansmanı zorlaştırmaktı.
Yeni muafiyetin ardından denetim ve soruşturma kapasitesine ilişkin kaygılar arttı. Raporda, yasa dışı faaliyetlerde kabuk şirket kullanımının devam ettiği, bu nedenle gevşetilen kuralların riskleri ortadan kaldırmak yerine sürdürme ihtimali taşıdığı ifade edildi.
Senatör Elizabeth Warren, raporu Trump yönetiminin suçluların ve kartellerin lehine hareket ettiğinin kanıtı olarak değerlendirdi. Warren, düzenlemenin yasa dışı para akışını kolaylaştırdığı görüşünü savunarak, şeffaflık mekanizmasının zayıflatılmasının kolluk kuvvetlerinin işini zorlaştırdığını söyledi.
Warren ayrıca bu şeffaflık düzenlemesinin başlangıçta önemli bir yolsuzluk ve kara para aklama önleme aracı olarak görüldüğünü hatırlattı. Cumhuriyetçi ve Demokrat bazı senatörlerin yanı sıra kolluk kuvvetleri, iş dünyası çevreleri ve güvenlik odaklı düşünce kuruluşlarının da gevşetmeye karşı çıktığı aktarıldı.
Öte yandan Trump yönetimi, bildirim yükümlülüğünün işletmeler için fazla ağır olduğunu savundu. Ancak rapor, bu yükümlülüğün aslında şirketler için sınırlı bir idari adım gerektirdiğini ve büyük ölçüde denetim amacı taşıdığını ortaya koydu.
Haberde, şeffaflık düzenlemesinin neden zayıflatıldığı sorusu da gündeme geldi. Warren ve bazı Demokrat isimler, bu değişikliğin Elon Musk’ın bir sosyal medya yorumundan sonra hızlandığını ileri sürdü. Ayrıca Musk’ın yabancı yatırımların kimliğini gizleyen yapılar üzerinden fayda sağlamış olabileceği yönünde iddialar hatırlatıldı.
Trump cephesine yönelik ayrı bir eleştiride ise 2020 seçim sürecinde kullanılan bir şirket yapısının, Trump ailesine ve kampanyaya yakın kişilere yapılan ödemeleri gizlemek için kullanıldığı iddiası yeniden anımsatıldı. Bu örnek, kabuk şirketlerin siyasette ve kampanya finansmanında nasıl tartışmalı araçlara dönüşebildiğini gösteren bir başka başlık olarak öne çıktı.
Warren, şeffaflık yükümlülüğünün uyuşturucu kaçakçılığı, fentanil sevkiyatı, insan ticareti, İran’a uygulanan yaptırımlardan kaçınma, ABD teknolojisinin çalınması ve devlet programlarını hedef alan dolandırıcılıklar gibi alanlarda da önem taşıdığını söyledi. Bu çerçevede, şeffaflık kurallarının yalnızca mali değil, aynı zamanda ulusal güvenlik boyutu taşıdığına dikkat çekildi.
Trump Organization’ın yüzlerce kabuk şirketten oluştuğuna dair hatırlatmalar da haberde yer aldı. Bu tür yapıların gayrimenkul işlemlerinde sık kullanıldığı belirtilirken, mevcut tartışmanın yalnızca teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik güç ilişkileriyle ilgili olduğu mesajı verildi.
Kurallardaki gevşetme, böylece yalnızca şirketlerin bildirim yükü tartışması olmaktan çıktı. Rapor, bunun kara para aklama, yaptırım ihlali ve organize suçla mücadelede Amerika’nın savunma hattını zayıflatabilecek bir adım olarak okunmasına yol açtı.