Wyoming’in Laramie kentinde geçen bir olay, silahlı meşru müdafaa hakkının kimler için ne kadar geçerli olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Geçen eylülde Ríhanna Kelver, Crowbar & Grill’in önünde vardiyasına hazırlanırken bir grubun karşı sokakta bağırdığını fark etti. Tanıklık ifadelerine ve güvenlik kamerası görüntülerine göre erkeklerden biri ona doğru yürüdü, hakaretler ve cinsiyet kimliğine yönelik aşağılayıcı sözler söyledi.
Kısa süre sonra aynı kişi Kelver’i yere itti. Darbenin etkisiyle kuyruk sokumundan yaralandığı aktarıldı. Kelver bunun üzerine çantasından tabanca çıkardı, fişeği yatağa sürdü ve silahı kendisine saldıran kişiye doğrulttu. Emniyet sigortasının kapalı olduğu, ateş etmediği ve olayın ardından saldırgan ile yanındakilerin geri çekildiği belirtildi.
Mahkeme dosyası ve suçlamalar
Kelver bugün ağırlaştırılmış saldırı ve öldürücü silahı hukuka aykırı niyetle bulundurma suçlamalarıyla yargılanıyor. Bu suçlamalar birlikte değerlendirildiğinde ceza riski 15 yıla kadar çıkabiliyor. Onu yere iten ve çatışmayı başlattığı öne sürülen kişi ise dosyada yalnızca "S. Durham" adıyla geçiyor ve hakkında herhangi bir suçlama bulunmuyor.
Wyoming yasasına göre, meşru biçimde bulunan bir kişi yaklaşan ölüm ya da ağır bedensel zarar tehdidi altında geri çekilmek zorunda değil. Bu "Stand Your Ground" düzenlemesi, 29 başka eyaletteki benzer yasalar gibi, ilk saldırgan olmayan kişinin savunma amaçlı güç kullanmasına izin veriyor. Kelver’in avukatı da müvekkilinin tam olarak bu çerçevede hareket ettiğini savunuyor.
Ancak Albany County Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı Robert Sanford, duruşma öncesi değerlendirmede savcılıkla aynı görüşe vardı ve Kelver hakkında suçlamayı destekleyen muhtemel neden bulunduğuna hükmetti. Böylece Kelver, eyleminin makul bir öz savunma olduğunu jüriye kabul ettirmek zorunda kaldı.
Silahlı öz savunma tartışması büyüyor
Wyoming, 2018’de "Stand Your Ground" yasasını kabul etmiş, 2021’de de ruhsatsız tabanca taşıma uygulamasına geçmişti. Bu nedenle dava, eyalette yıllardır güçlendirilen silah hakları anlayışıyla, bu hakların pratikte kimler için nasıl uygulandığı arasındaki farkı görünür kıldı.
Kelver’in dosyası, ABD’de silahlı öz savunma etrafında kurulan "herkes için eşit hak" söylemine de çarpıcı bir örnek sundu. Silah haklarını savunan çevreler, ateşli silahı daha zayıf kişinin güçlü saldırgana karşı denge unsuru olarak tanımlıyor. Kelver’in durumunda da dosyada, onun yalnız olduğu, sayıca az olduğu, fiziksel saldırıya uğradığı ve yerde kaldığı bilgisi yer alıyor.
Kelver’in tabancasını ateşlememiş olması, ilk saldırıyı başlatmadığının savunmasıyla birlikte, davayı Florida’daki benzer bir olayı da hatırlatır hale getirdi. 2018’de Markeis McGlockton, bir tartışma sırasında Michael Drejka’yı itti; Drejka ise silahını çekip ateş etti. McGlockton hayatını kaybetti, Drejka daha sonra adam öldürme suçundan mahkûm edilerek 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Bu iki dosya arasındaki fark, savunma hakkının kâğıt üzerinde geniş görünse de uygulamada nasıl daralabildiğini gösteriyor. Kelver örneğinde silah ateşlenmediği, saldırı başlatılmadığı ve tehdit algısının makul olduğu savunulsa da yerel makamlar şimdilik bu anlatımı kabul etmiş değil.
Geçmiş örnekler ve hukuk sistemi eleştirisi
Kelver dosyası, trans bireylerin kendilerini koruma girişimlerinin ceza tehdidine dönüşebildiği daha geniş bir geçmişe de oturuyor. 2011’de Minnesota’da Cece McDonald, ırkçı ve transfobik bir saldırıda kendini makasla savunmuş, saldırganlardan biri çatışmada ölmüştü. McDonald ilk saldırıya uğradığını gösteren kanıtlara rağmen bir anlaşma yoluna giderek erkek cezaevinde 19 ay geçirmişti.
Aynı yıl Georgia’da Ky Peterson, kendisine tecavüz eden kişiyi vurup öldürdü ve 20 yıl hapse mahkûm edildi; dokuz yıl sonra tahliye edildi. Bu örnekler, yargı sisteminin özellikle trans bireylerin yaşadığı acil korunma ihtiyacını tanımakta zorlandığı yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
Dava yalnızca bir kişinin öz savunma hakkı etrafında dönmüyor. Aynı zamanda silah, kimlik ve hukuk arasındaki gerilimin, kimi zaman hak olarak anlatılan şeyleri pratikte ayrıcalığa dönüştürebildiğini de tartışmaya açıyor. Kelver’in yargılanması sürerken, Wyoming’deki dosya ülke genelinde "meşru müdafaa" kavramının sınırlarını yeniden gündeme taşıdı.